IAI HARPY, IAI HAROP ve Vestel KARGI

ALPAGU, KARGU ve TOGAN ile başladığımız kamikaze iha geliştirme yolculuğunun, İsrail Hava Uzay Endüstrisi’nin (IAI) nevi şahsına münhasır HARPY ve HAROP’larına muadil ürünlerle devam edeceği beklenen bir şeydi. Dolanan mühimmat olarak adlandırılan bu sistemlerin ilk örnekleri Nazi Almanyası’na kadar uzanır.

Dolanan mühimmatların harekât konsepti

İnsansız hava aracı ve füzenin kombinasyonu olan dolanan mühimmatlar, seyir füzelerine benzer şekilde çalışır ve çoğunlukla elle taşınabilecek boyuttadır.

Dolanan mühimmatları, güdümlü mühimmatlardan ayıran en temel fark spesifik bir hedef için ateşlenme gereksiniminin olmamasıdır. Hedef tespit ve değerlendirmenin ateşleme gerçekleştirildikten sonrasında yapılması mümkündür. Örnek vermek gerekirse F-16’daki bir hava-hava füzesini ateşleyebilmek için düşman hedefine radar kilidi atmak gerekir, aksi taktirde hedefi vurmak mümkün değildir.

Dolanan mühimmatlar, hassas vuruş kabiliyetine ve görev iptal etme kabiliyetine sahiptir. Gelişen “derin öğrenme” algoritmalarıyla silahlı-silahsız, sivil-sivil olmayan ayrımlarını kendi başına yapabildikleri iddia edilmektedir. Bir iha pilotunun (insanın) rahatlıkla anlayabileceği; bir sivile militan kamuflajı giydirilip giydirilmediği veya bir düşman unsurunun sivil kıyafetle gezmesi, bir insanın elindeki değnek ile tüfeği ayırt etmek, yetişkin ile çocuğu ayırt etmek gibi durumlar makinenin inisiyatif almasına ve hata yapmasına imkan sağlayacak durumlardır ki bu insan hakları ihlallerine neden olabilecek ciddi hususlardır.

Küçük oldukları için radar izleri de düşüktür, böylece hava savunma sistemlerine yaklaşabilirler. Ayrıca büyük hava savunma sistemleri (S-400, Patriot vb.) için boyutları bakımından uygun boyuttaki hedef değillerdir. Dolanan mühimmatların bir başka avantajı; uzay konuşlu balistik füze erken uyarı uyduları tarafından tespit edilememeleridir.

Balistik füzelerin satışını kısıtlayan MTCR (Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi) anlaşmasına göre 500 kg’lık bir yükü 300 km’den fazla menzile ulaştırabilecek füzelerin başka ülkelere satışı ve teknoloji transferi yapılması yasaktır. Türkiye dahil 35 ülke bu anlaşmayı kabul etmiştir ki bu durum caydırıcılık açısından uzun menzilli füzelere (balistik ve seyir füzeleri) ihtiyaç duyan birçok ülke için sorun teşkil etmektedir. Dolanan mühimmatlar ise bu kategoriye girmemektedirler. O nedenle ihracat potansiyellerinin yüksek olmasının nedenlerinden biri de budur. Örneğin IAI üretimi HAROP’lar halihazırda Türkiye’nin en uzağa gönderebileceği güdümlü mühimmattır.

Bu sistemler, iyi korunan hedefleri yok etmek, elektronik savaş yapmak ve elektronik savaşa karşı koymak için olduğu gibi standart keşif ve hedef belirleme görevleri için de kullanılabilir.

 

IAI HARPY

HARPY, 1980’lerin sonunda temel amacı radarları yok etmek olan Dornier DAR (Drohne Antiradar) baz alınarak IAI tarafından geliştirildi. 1989’da Alman Dornier ve İsrailli IAI, Almanya’ya Dornier DAR’ı satmaya çalıştı. Dornier, maddi sıkıntılar nedeniyle teknolojiyi İsrail’e devrederken DAR projesi sonlandırıldı. Dornier DAR’ın kanat açıklığı 2 m idi ve Fichtel & Sachs üretimi iki silindirli bir boksör motorunu kullanıyordu. 110 kg ağırlığındaki iha 250 km/sa hızla hareket edebiliyordu.

 

Dornier DAR; anti radyasyon mühimmatı

 

İsrail Hava Uzay Endüstrisi tarafından geliştirilen HARPY, bu tipte dünyadaki ilk (IAI iddiası) ve en çok operasyonel deneyime sahip dolanan mühimmattır. 1990 yılında üretime başlamıştır. “At ve unut” prensibiyle tam özerk (kendi başına hareket eden) şekilde çalışır. Her türlü hava koşulunda gece-gündüz çalışabilir. Karadan ve gemilerden atılabilir. Muharebe gerisinden, taşıyıcı bir araç (kamyonet gibi) üzerinde bulunan teneke kanisterler içinde konuşlandırılır ve fırlatılır. 9 saate kadar havada dolanabilir, 225 knot’a (416 km/sa) kadar hızlanabilir. Düşman hava savunma sistemleri ve radarlarını uzun süre bastırır ve düşman hava sahasında saatlerce dolaşır. Düşman radarlarını, yaydıkları sinyallerden tespit eder, yapay zekasıyla hangi hedefi vuracağını seçer ve kamikaze saldırı yaparak hedefi yüksek bir hassasiyetle yok eder.

HARPY’nin diğer özellikleri; görev sırasında görevi iptal edebilme, geniş kapsama alanına sahip anti-radyasyon arayıcı başlık, dikey saldırı yeteneği, 200 km haberleşme menzili, düşük radar izi.

 

 

Sistemin en temel harekât konseptleri, SEAD/DEAD (suppression of enemy air defences; düşman radarlarını yok etme veya bastırma (anti-radyasyon/anti-radar) görevi, destruction of enemy air defences; hem radarları hem radyasyon yaymayan lançerleri yok etme görevi) ile birlikte kamikaze iha görevlerini icra etmektir. Seyir füzelerinden daha hafif olan bu sistemler aynı zamanda daha ucuzdur. Taşıdıkları yüksek patlayıcı savaş başlığı ile hedefe büyük zarar verirler.

 

Yeni geliştirilen Mini HARPY’nin S-400’ün radarını nasıl yok ettiğini gösteren bir animasyon

 

2004 yılında HARPY, ABD’nin Çine silah ve ileri askeri teknoloji satışını kısıtlama çabasının odağı oldu. 1994 yılında yaklaşık 55 milyon ABD Doları karşılığında Çin’e satılan dolanan mühimmatlar yükseltilmek üzere 2004 yılında İsrail’e gönderildi. HARPY’nin Çin’le bir savaş durumunda Tayvanlı ve Amerikan güçlerine tehdit oluşturacağından korkan ABD, İsrail’in dolanan mühimmatlara el koymasını istedi. İsrail ABD’de üretilen herhangi bir alt sistem içermediği için bu talebi reddetti. 2005 yılındaysa HARPY’ler yükseltilmeden Çin’e iade edildi.

 

HARPY’nin Görev Geçmişi

2020 yılında Türkiye’nin Libya’da HARPY kullandığını gösteren haberler dolaştı. Bir tweet’e göre Libya’da Dirj kentinin 320 km güneydoğusunda HARPY parçaları bulunmuş, bunların Türkiye’ye ait olduğu düşünülmüştü çünkü geçmişte de TSK’nın bu sistemleri aldığı biliniyordu. Nereden atıldığı ve nasıl sonuç alındığına dair bilgi yok ancak bu sistemlerin TSK’daki kullanım ömürlerinin sonuna gelindiği biliniyor.

 

Harpy Libya’da kullanıldı

 

HARPY’nin Özellikleri

Uzunluk: 2.7 m

Kanat Uzunluğu: 2.1 m

Motor: UEL AR731 tek silindirli Wankel tipi döner motor, 28 kW (38 hp), 9,9 kg ağırlığında

Savaş Başlığı: 16 kg / 32 kg

Ağırlık: 135 kg, HARPY NG 160 kg

Haberleşme Menzili: 200 Km

Menzili: 400 km

Havada Kalış: 2 saat, HARPY NG’de 9 saate kadar

Hız: 225 Knot’a kadar (416 km/sa)

Düşük RCS (Radar Kesiti): <0.5m²

İrtifa Tavanı: 15000 ft (4572 m)

Vuruş Hassasiyeti: 16 Kg savaş başlığı taşırken 1 metreden az sapma

 

HARPY dolanan mühimmat, Paris Air Show (24.06.2007)

 

HARPYde geçmişte boksör tip silindirli motor kullanılırken daha sonra Wankel motorlara geçildi

 

HARPY Kullanan Ülkeler: İsrail, Hindistan, Güney Kore, Çin, Şili ve Türkiye.

Türk Hava Kuvvetleri, 2002 yılında İsrail’den 80 milyon dolar değerinde 108 adet Harpy I tedarik etti.

Güney Kore, 1995 yılında 100 HARPY satın almak için 52,3 milyon dolar ayırdı. Güney Harp Savunma Bakanlığı silah bölümü şefi Lee Wang Yong, “Harpy İHA 150 km uzaklıktaki düşman radarlarını imha edebilir” dedi. (Flight International, 7/1995).

 

IAI HAROP

HAROP, hedefleri bulup etkisiz hâle getirmek için tasarlanmış bir standoff (düşman hava savunma sistemlerinin menziline girmeden) hava saldırısı silah sistemidir (standoff loitering attack weapon system). Düşman unsurlarını etüt et ve derhal yok et prensibiyle çalışır. Çok çeşitli ve yüksek değerli hedef türlerinin tespiti, teşhisi, takibi ve imhasını yapar. Karadan ve denizden atılan sürümleri olmakla birlikte havadan atmaya da uyarlanabilir. Sabit ve hareketli nesnelere saldırabilir.

HAROP, aramadan saldırıya ve savaş hasarı değerlendirmesine kadar tüm görev yetenekleri dahil olmak üzere özellikle yüksek değerli görülen hedeflere saldırmak için kullanılır. Füze ve İHA özelliklerini birleştiren HAROP, hedefleme ve görev istihbaratı hususunda diğer harici sistemlere güvenmeden de etkili görev icra edebilir.

HARPY’deki tüm yetenekleri barındırmakla birlikte özellikle güdüm sistemi daha gelişmiştir. Türkiye’nin de sahip olduğu ilk HARPY’lerde kamera ve lazer arayıcı yoktu, sadece radar arayıcıyla (radar homing) anten ve radar gibi sinyal yayan hedeflere karşı etkiliydi. HAROP ise Data Link, Man-in-the-Loop ve Elektro-optik güdüm (FLIR / renkli CCD, yarı küresel kapsama) sistemlerine sahiptir, bu sayede komuta merkezine anlık gözlem imkânı da sağlar, HARPY’den önemli farkı budur. İki yönlü bir veri bağlantısı üzerinden kontrol edilir. Hedefe yatay ve dikey yönden saldırı yapabilir, saldırıyı iptal edebilir.

HARPY 2 olarak da bilinen HAROP’un ilk kullanılmaya başladığı yıl belli olmamakla birlikte, Türkiye’nin 2005 yılında almak istediği medyaya yansımıştır. HAROP, 2009 yılında Hindistan’da Aero India 2009’da dünyaya tanıtılmıştır. Vatoza benzeyen şekliyle tanınır.

 

IAI HAROP arkadan görünüş

 

IAI HAROP LM (Loitering Munnition)

 

HAROP’un Görev Geçmişi

HAROP’un bilinen ilk kullanımı 2016 yılında Nisan Savaşı (4 Günlük Muharebe) olarak bilinen Azerbaycan-Ermenistan arasındaki çatışmalar esnasında gerçekleşti. Böylece savaşta kendini ispatlamış (Combat Proven) bir sistem oldu. Aşağıdaki videoda çatışma sürecindeki kullanımlardan biri görülmektedir. Ermeni gönüllü askerlerini cepheye taşımakta olan bir otobüsün vurulduğu bilgisi paylaşıldı. Sistemin çalışırken yüksek ses çıkardığı da videodan anlaşılıyor.

 

 

HAROP’un Özellikleri

Uzunluk: 2.6 m

Kanat Uzunluğu: 3.5 m

Motor: Bilinmiyor, tahminen; UEL AR801 tek silindirli Wankel tipi döner motor, 50 BHP, 19.5 kg ağırlığında

Savaş Başlığı: 23 kg

Ağırlık: 160 kg civarında

Haberleşme Menzili: 200 Km

Menzili: 1000 km üzeri

Havada Kalış: 9 saate kadar

Hız: Bilinmiyor

Düşük RCS (Radar Kesiti): <0.5m²

İrtifa Tavanı: 15000 ft (4572 m)

Vuruş Hassasiyeti: 16 Kg savaş başlığı taşırken 1 metreden az sapma

Yakıt deposu: 50 litre

 

 

HAROP Kullanan Ülkeler: İsrail, Azerbaycan, Almanya, Singapur, Hindistan, Türkiye (şüpheli).

Türk Hava Kuvvetlerinin ihtiyacına binaen Türkiye, 2005 yılında HAROP’u talep eden ilk yabancı ülke oldu. 48 adetlik HAROP tedarik edilmesi planlandı ancak İsrail uçaklarının 2007 yılında Türkiye hava sahasını ihlâl etmesi sonrası, sonraki alımlar iptal edildi. Bu süre zarfında envantere kaç tane girdiği hakkında bilgi yoktur.

Azerbaycan, 2016 yılında İsrail’den sayısı gizli tutulan miktarda HAROP alımı yaptı.

 

Azerbaycan’ın İsrail’den aldığı dolanan mühimmatlar; soldakiler Elbit SkyStriker, önde IAI HAROP

 

VESTEL SAVUNMA KARGI

Vestel Savunma tarafından geliştirilen HAROP’a muadil sistemin adı KARGI. Benzer görev konseptleriyle (anti-radar ve anti-hss görevleri ile yüksek önemdeki sistemlere kamikaze saldırılar) kullanılacağı söylenebilir.

TEI’nin KARGI için geliştirdiği motorda şu bilgilere yer verilmiştir: “TÜBİTAK (SAVTAG) ve TEI arasında 21 Aralık 2015 tarihinde imzalanan proje, bir özel insansız hava aracı ihtiyaçları doğrultusunda, 2 zamanlı boksör tipi benzinli motorun azami ölçüde yerlilik oranıyla, yurt içi imkânlar kullanılarak geliştirilmesini kapsamaktadır.” Bu bilgilerden KARGI projesinin de o yıllarda başladığı anlaşılmaktadır.

Motorun ilk çalıştırılması 2018 yılında, platforma takılı ilk uçuşu da 2019 yılı ikinci yarısında yapıldı.

Savunma ve Havacılık dergisi 177nc (5/2016) sayısının 25nc sayfasında SSM Müsteşar Yardımcısı Serdar DEMİREL’e KARGI ve diğer ihalar hakkında bir soru sorulmuş, KARGI özelinde verilen bir cevap olmamıştı.

TEI Genel Müdürü Mahmut Akşit, Vizyoner Genç sunumunda TEI’nin geliştirdiği motorları anlatırken sunumda görülen PG50 için: “Gizlilik dereceli başka bir motor, bilgi veremeyeceğim, motoru yaptık çalıştırdık seri imalata geçmek için denemeleri yapılıyor” dedi. (10.01.2019)

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, TEI tesislerinde PG50 motorunu inceledi. (28.01.2019)

 

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, TEI tesislerinde PG50 motorunu incelerken (28.01.2019)

 

Mahmut Akşit Vizyoner Genç sunumunda TEI’nin geliştirdiği motorları anlatırken (10.01.2019) PG50 motoru en sağda

 

Vestel KARGI’nın Özellikleri: (Özellikleri belli oldukça bu kısım güncellenecek.)

İrtifa: 16000 ft

Motor: 2 silindirli TEI-PG50 boksör motor, 50 BG, 19 kg kuru ağırlık, 500 cc

Motor hakkında TEI’nin sitesinde şu bilgilere yer verilmiştir:

“TEI’nin üstün tasarım ve imalat mühendisliği kabiliyetleri ve sahip olduğu teknik altyapı ile azami yerlilik oranıyla yurtiçi imkânlar kullanılarak TÜBİTAK’ın destekleri ile geliştirilen TEI-PG50 2 zamanlı boksör tipi benzinli insansız hava aracı motoru, bu özellikleriyle Türkiye’nin ilk 2 zamanlı havacılık motoru konumundadır.

Seri üretim fazına geçmesi için tüm çalışmaların hızla devam ettiği TEI-PG50 motoru, azami 50 (±2) HP güç ve 16.000 ft. irtifada ürettiği 30 (±1) HP güç ile dikkat çekmektedir.

Benzer amaçlar için kullanılan mevcut insansız hava araçları motorlarına göre ürettiği daha fazla güç, sahip olduğu daha yüksek güç/ağırlık oranı, elektronik motor kontrol sistemi, enjeksiyon ve ateşleme sistemleri ile TEI’nin sunduğu hızlı teknik ve lojistik destek özellikleriyle öne çıkan TEI-PG50 motorunun TEI deneysel platformuyla uçuşları başarıyla sürdürülmektedir.”

 

Vestel KARGI’nın motoru TEI’nin geliştirdiği PG50

 

Vestel KARGI Kullanan Ülkeler: Proje devam etmekte olup ilk kullanıcı Türkiye olacak.

 

 

 

Demokratik Ülke, Güçlü Lider

Ülke gündemini gece gündüz takip etmesem de bir şeyi fark ettim. Sadece seçim dönemlerinde adlarını duyduğumuz anket şirketleri var ya; onlara benzer düşünce kuruluşları gündemdeki her tepkiyi ölçebilir, yeni bir politik adım veya yeni çıkacak bir yasaya toplumun hangi oranda destek verip vermediğini ölçmek için de kullanılabilir. En nihayetinde bedelli askerlik tartışmaları dönem dönem medya aracılığıyla ısıtılıp önümüze koyulurken fark ettim bunu. Bedelli askerlik, ben dahil toplumumuzun büyük kesiminin nefretle baktığı bir uygulamadır. Uzun zaman medyaya “bedelli askerlik çıktı çıkacak” haberleri düştü, hükümet tepki gelince haberleri yalanladı, gerçekten de bu haberler resmi bir açıklama ürünü değildi. Öyleyse nasıl medyaya düşüyordu? Demek ki üzerinde çalışılan tasarılar toplumun tepkisini ölçmek için yalan veya kaynak gösterilemeyen haberlerle ölçülüyor, toplumun onay verdiği görülürse hayata geçiriliyor, aksi halde vazgeçiliyor. Böylelikle hükümet seçmenlerinin gözündeki kredisini bitirmemiş oluyor. Yani halk sadece seçimlerde değil daima yönetimde söz sahibi oluyor. Demokratik ülke deyince sadece seçim sistemi veya kuvvetler ayrılığı sanarız ancak bazı demokratik ülkelerin böyle bir yönü de var. Türkiye bunu nereden öğrendi emin olmamakla birlikte ABD’nin demokratik işleyişine benzetiyorum. ABD’deki işleyişin örnek alınacak sayısız derinlikleri var.

1 aydır dolar kuru, Rusya’dan aldığımız S-400’ün aktifleştirileceğini ilân ettiğimiz Nisan ayından beri yine tavan yapıp 7 liraları görmüşken aklıma Rahip Branson Krizi düşmesin mi? O dönem de dolar 7’ye dayanmıştı. Normalde Türkiye yanlısı söylemlerini ara sıra duyduğumuz ABD Başkanı D. Trump bir gün kaşlarını çatıp şahin bir tweet attı. Ekonominizi mahvederim diyordu. Bu tweet ile birlikte, İran’ın, Kuzey Kore’nin, Sovyetler Birliği’nin, Küba’nın yediği ambargoların ağırlığını biz de hissetmeye başlamıştık. Görünürde bu duruma bir tweet neden olmuştu, görünmezde tweet ile harekete geçen ABD ekonomik saldırıları vardı. Daha açık konuşmak gerekirse ekonomik saldırı altındaydık. Ekonomik saldırı nasıl yapıldı o konulara hakim değilim, birçok iktisatçı geçinen diplomalı bile bu kanıya varmaktan acizdi. Şükür ki ekonomik savaş ile ilgili fikirleri olan, hangi tekniklerle ülkelerin ekonomik buhranlara itildiğini görebilen iktisatçılarımız da varmış ki bunun bir ekonomik saldırı olduğuna dair işaretler olduğunu analiz ettiklerini söylediler. Buraya kadar konuyu çok iyi anlattığımı sanmıyorum o nedenle toparlayalım. Konu ekonomi değil, güçlü bir ülkenin güçlü bir liderinin (güçlü lider imajı) merhametle baktığı bir toplum/ülke onun yumuşak gücünü görüyor, şahin bir tehdit savurduğundaysa (bu bir tweet dahi olsa) yer yerinden oynuyor, ülkede bir şeyler ters gitmeye başlıyor. Bunun bir benzerini Uçak Krizi ile Türkiye-Rusya arasında başlayan Soğuk Savaş sırasında da görmüştük. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “Sovyet güçleri nasıl Afganistan’ı zelil şekilde terk ettiyse, şimdi de zelil şekilde Suriye’yi terk edeceklerdir.” diye Rusya’yı üstü kapalı tehdit etmiş ve açıklamaya yakın zamanda Kabil’de Rusya Büyükelçiliği önünde gerçekleşen patlama bu uyarının temsil ettiği bir eylem olmuştu desek yanlış olmaz herhalde. Güçlü lider imajına birçok örnek bulabiliriz.

Bu iki kavram hayatımızın içine girmiş gözüküyor. Türkiye, demokrasiyi seçim dönemlerinde oy kullanmaktan ibaret görmüyor ve güçlü lider etkisinin ne demek olduğu hakkında fikirleri var.

 

İşte Trump’ın Brunson Krizi sırasındaki tehdit dolu tweet’lerinden biri. Hatıra kalsın.

“ABD, harika bir Hristiyan, aile babası ve müthiş bir insan olan Pastör Andrew Brunson’ın uzun süreli tutukluluğu nedeniyle Türkiye’ye büyük yaptırımlar uygulayacak. (Brunson) Büyük acı çekiyor. Bu masum inanç adamı derhal serbest bırakılmalı!”

Bir Devletin Gücü

Güç Yoğunluğu yazımda bir devletin gücünün nasıl ölçülebileceği ile ilgili bir şeyler söylemiştim. “Klasik ve teknik bir tanımlama yapmak istenirse, sabit verileri (SV) tarih (t) coğrafya (c) ve nüfus (n) olarak, potansiyel verileri (PV) ekonomik kapasite (e), teknolojik kapasite (tk) ve askeri kapasite (a) olarak tanımlarsak bir ülkenin gücünü şu formülle gösterebiliriz: G=(SV+PV) X (SPXSİ). Bu formülde SP stratejik planlamaya, Sİ siyasi iradeye tekabül etmektedir. SV=t+c+n ve PV=e+tk+a olduğu için formülün açılımı G={(t+c+n)=(e+tk+a)} X (SPXSİ) şeklindedir.”

Bugünlerde bir devletin gücü ile ilgili söyleyecek yeni sözlerim var.

İlk olarak güç unsuru dediğimiz şeyler, jeopolitik konum olur, ekonomi olur, üretim gücü olur, zincir gibi birbirine bağlı bu parametreleri daha önce bir devletin gücünü hesaplamada kullandık. Fakat düşman bir devlet zincirin en zayıf halkasına saldıracaktır ve zinciri kıracaktır. Demek istediğim şey güç unsurlarının birbirine yakın seviyede olmaları gereklidir. Eğer bir ülke gelişmiş silahlar üretiyorsa, ilaç sanayiinde ilerlemiş, medya ve iletişim sektörlerinde devasa etkilere sahipse falan filan, kısaca her alanda güçlü diyebileceğimiz bir yapıya ulaşmışsa ancak kendine tarımda yeterli değilse ve düşmanın gıda ambargosuyla boyun bükecek hâle geliyorsa bu ülke gerçekten güçlüdür diyebilir miyiz? Devletin gücünü oluşturan unsurlar birbirine yakın şekilde gelişmelidir. Zincirin en zayıf halkası, zincirin koptuğu yer olması hususiyetiyle zincirin gücünü belirler. Örneğin inanılmaz boyutta döviz rezervleri olan Katar’a kimse ekonomik saldırı yapmaz, orduları zayıf olduğundan Katar askeri müdahale ile tehdit edilirken; Türkiye’ye askeri saldırı yerine ekonomik saldırı yapmak daha mantıklıdır. Son zamanlarda yaşadığımız ekonomik saldırılar ve savunma sanayiindeki üretimlerimizi sekteye uğratabilecek nitelikteki savunma sanayii ambargolarının nedeni budur.

Bir diğer eklemek istediğim husus, küresel konjonktürde göreli gücün ne seviyede olduğunu işaret eden ambargo yeme mevzusu. Malumunuz Türkiye’nin Rusya’dan S-400 Triumf hava savunma sistemi almasına Amerika tarafından kesin bir dille karşı çıkılıyor ve ülkemiz CAATSA yaptırımlarıyla tehdit ediliyor. Aslında ABD ve batılı müttefiklerimizi rahatsız eden birçok girişimimiz var ve yapabileceklerimiz ambargo yiyene kadar olacak, yani bizi ambargo yemeye getirecek en tepe eylemlerimiz aslında bizim devletin göreli gücünün de ne olduğunu gösterecektir.

Neye Niyet; Ona Kısmet

Neye niyet edersek, ne yönde ilerlersek, o yönde ilerleriz, kazanımlarımız o yönde olur. Literatürümüzde “neye niyet neye kısmet” diye bir atasözü olsa da ben buna katılmıyorum.

İngilizce öğrenmek için gayret eden birinin roket biliminde ilerlemesi gibi bir sonuç alınamaz, dil öğrenmeye çalışan dil öğrenir. Fransızca öğrenen birinin Japoncası gelişmez, doğuya giden batıya yaklaşmaz herhalde.

Sorunların çözümü için çalışırsak sorunlarımızın çözüldüğünü görürüz.

Vücudumuzu çeşitli egzersiz ve spor aktiviteleri ile çalıştırırsak vücudumuz gelişir.

Beynimizi, zihnimizi hangi teknik ve uygulamalarla meşgul edersek o yönde geliştiğini fark ederiz. Yeri gelmişken şunu ekleyeyim, İngilizce öğrenmeyi ciddiye alıp genel ingilizce kursuna gitmiştim, sonra YDS kursuna gittiğimde İngilizce seviyem yetersiz gözüküyordu. Kurs sonunda YDS puanımda dikkat çeken bir artış oldu. YDS biter bitmez TOEFL kursuna gittiğimde ilk seviye testlerinde TOEFL’da yerlere serilmiştim, YDS’de öğrendiklerimin TOEFL’a etkisi yok denecek kadar azdı, halbuki dil aynıydı. TOEFL biter bitmez YDS’ye tekrar gireyim kaç alacağım göreyim dedim. Puanım düşmüştü. O zaman anladım ki bu sınavlar belirli becerileri ölçüyor. Anadili İngilizce olanların TOEFL’da ortalama 60-70 almasının nedeni de bu. Bu sınavlar bir kabul yapmak için farklı becerileri paketleyip bizi test ediyor. Doğal olarak beceriye odaklı çalışan birinin yüksek puan alması, buna rağmen anadili İngilizce olan bir ülkede birçok iletişim sorunları yaşaması da sürekli duyduğumuz şeyler.

Ülkece ekonomiye odaklanırsak ekonominin gelişmesi beklenir, adaletin gelişmesine odaklanırsak adaletin gelişmesi beklenir. Orduya ve savunma sanayisine odaklanırsak o gelişir. Uzay Ajansı kurup uzay çalışmalarında ilerlemek için çalıştığımızda bu türden kabiliyet artışı elde ederiz pek tabii.

Göründüğü gibi gidilecek yol, seçilecek hedef çok önemlidir. Neye niyet ona kısmet!

 

 

 

Arınma Gecesi…

Koronavirüs nedeniyle dünya vatandaşları olarak evlere kapandığımız şu günlerde veba ve zombi filmleri insana ayrı bir haz veriyor. Arınma Gecesi (The Purge), 2013 ABD yapımı gerilim filmi.

Filmde “Amerika’nın Yeni Kurucu Babaları” ilk dikkat çekici unsur. AYKB’nin geliştirdiği radikal bir uygulama olan Arınma Gecesi her yılın 21-22 Mart tarihlerinde akşam 7’den sabah 7’ye kadar yılda bir defa 12 saat şeklinde uygulanıyor. Bu uygulamanın fakirliği ve suç oranlarını neredeyse tamamen bitirdiği vurgusu yapılıyor. 12 saatlik süre zarfında istediğiniz suçu işleyebilir, istediğiniz insanları öldürebilirsiniz. Hiçbir ceza almayacaksınız. Hâl böyle olunca ülkede kendini savunacak evi, silahı olmayanlar hemen temizleniyor. Kişi başına düşen milli gelir doğal olarak arttığı gibi sosyal yardım yükünden de kurtuluyor ABD. İnsanlar birini öldürmek istediğinde Arınma Gecesi’ni bekliyor ki ceza almasın.

Film serisinin ilki zengin bir California mahallesinin zengin bir villasında geçiyor. James-Marry çiftinin bir erkek (Charlie) bir kız çocuğu (Zoey) var. Kızın ise babası tarafından yaşı büyük olduğu için onaylanmayan sevgilisi (Henry) var.

Sirenler çaldığında… Arınma vakti geldiğinde… Sokaklar sakin görünüyor, ne de olsa zengin mahallesindeyiz. Baba tüm aileyi bir odaya toplayıp tüm kapı ve pencerelerin zırhını bir kontrol ekranı vasıtasıyla indiriyor. Bir derin nefes verip oracıktan dağılıyor çocuklar. Evde saklanmış olan kızın sevgilisi Henry vakit gelince aniden ortaya çıkıp belindeki tabancayla kızın babasını öldürmeye cehd ediyor. Baba James’in ani bir refleksiyle ava giden avlanıyor ve Henry ölüyor. Henry’nin ölümü filmin en güzel kısmı bana göre 🙂

İşler Henry’nin suikast girişimini atlatmayla bitmiyor. Sonra ne oluyorsa erkek evladımız yüzünden oluyor. Birazdan başa geleceklerin temel suçlusu o. Kameradan dışarıyı seyrederken bir yaralı siyahinin yardım isteyerek evlerinin oralarda koştuğunu görüyor ve zırhları açıp hiç tanımadığı bu adamı eve alıyor. Evde bir kıyamet bir gürültü. Ana-baba fark ediyor ama kimliği belirsiz bu kişi kocaman evin içinde kayboluyor bile.

Charlie, kişisel uğraşlarının ürünü olan, Bir Oyuncak Hikayesi filmindeki kötü çocuğun uzaktan kumandalı arabaya yapıştırdığı bebek (ama gözünde kamera olan) ile evin içini gözetleyip duruyor yine kendi yaptığı gizlenme bölümünden. Adamı karanlıkta bulunduğu yerden uzaktan kumandalı arabayla yönlendirip saklanacağı yeri gösteriyor. Biraz sonra o da ne; adamı kovalayan çete, adamı bize verin diye kapıya dikiliyor. Ev zırhlı ama tank zırhı değil ki bu 🙂 Kibar liderimizin eve girmek için ihtiyaç duyduğu teçhizatlar arkadaşları tarafından getirildiğinde eve girip herkesi öldürmeye girişiyorlar. Komşular da beklenmedik bir zamanda çatışmaya dahil olup yardım edecekleri yerde önlerine geleni büyük bir afiyetle kesmeye çalışıyorlar. Bundan sonrasını izleyip öğrenin.

Arınma Gecesi, gerçekten de bir ülkenin gelişmesini sağlayabilir mi? Filmde atlanmış unsurlar var; herkes can havliyle evini zırhlasa güvenlik ekipmanlarına harcanan para ne kadar olurdu? Veya o günü geçirebilecekleri bir ülkeye gitseler ülkede adam kalır mıydı? Toplumun devlete güveni tamamen yok olmaz mıydı? Film, kapitalistlerin aklının ucundan mutlaka geçmiş olmasını beklediğim vahşi bir uygulamaya odaklanıyor. İlk filmin sokaklar yerine villaya hapsedilmesi ise beklentiyi karşılayamamasına neden oluyor. Devam filmleri bu hayal kırıklığını onarmak için çekilmiş sanırım. Devam filmlerinde eve saklanan zenci yaralımız, Arınma Gecesi’ne karşı koyan çetelerin başındaki adam oluyor. Anarşi serisindeki intikam yolundaki başrol oyuncusu Leo, Seçim Yılı serisinde başkan adayının koruması oluyor. Film ufacık şeylerden intikam için dönen şahıslarla dolu. Gerçekçi yönleri zayıf olmakla birlikte izlemeye değer.

 

 

Arınma Gecesi film serisi şu şekilde;

Arınma Gecesi (2013)

Arınma Gecesi: Anarşi (2014)

Arınma Gecesi: Seçim Yılı (2016)

İlk Arınma Gecesi (2018)

 

Hava Savunma Sistemlerinin Atası; Dowding Sistemi

Herkese merhaba. Bugünkü konumuz dünyanın ilk erken uyarı radar sistemi yahut modern hava savunma sistemlerinin ilk örneği şeklinde nitelendirebileceğimiz Dowding.

 

Hurricane I ile Bf 110C kapışmasını gösteren bir görsel

 

Her şey Hitler’in Fransa’yı çabucak işgal etmesiyle başladı desek yeridir. Hitler Fransa’nın bu kadar kolay düşeceğini beklememiş, Fransa’dan sonra nereye saldıracağını düşünmeye başlamıştı. Belki de Britanya hesapta bile yoktu. Britanya Adası’nı işgal etmeyi kafasına koyduğunda amfibi taarruzla Ada’ya asker çıkartmadan önce hem Blitzkrieg geleneği olarak hem de mantıken İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’ni yok etmek gerekiyordu. Bu amaçla Alman Hava Kuvvetleri Luftwaffe, 10 Temmuz 1940’ta Britanya’ya karşı ilk taarruzuna başladı.

İngilizler muharebeyi bekledikleri için hazırlıklarını yapmışlardı. Kurdukları Dowding Sistemi, hava tehditlerine karşı geliştirilmiş dünyanın ilk erken uyarı radar sistemidir. 2nc Dünya Savaşı’nda, Britanya Muharebesi sırasında İngiltere tarafından Nazi Almanyası’nın hava taarruzlarına karşı oluşturulmuştur ve böyle bir şey o dönem kimsede yoktur. Radarlar Almanya’da da kullanılmasına rağmen erken ihbar amacıyla kullanmak o zamana kadar kimsenin aklına gelmemiştir. Sistem, hem gelen baskınlarda istihbarat akışının hem de komutların iletimini ve kontrolünü sağlayan açıkça tanımlanmış bir komuta zincirine sahipti.

130 metrelik direklere yerleştirilen, İngiltere’nin doğu ve güney sınırlarını zincir gibi saran 21 adet radar sistemi Chain Home (Yurt Zinciri), 192 km uzaklıktaki Luftwaffe uçaklarını tespit edebiliyordu. Alçaktan uçanları ise alçaktaki radar sistemleri (Chain Home Low) tespit ediyordu. O zamanki radarlar sadece hedefin varlığını söylüyordu ve tespitin doğrulanmasına ihtiyaç vardı. Aslında savaşın erken dönemlerinde sistemin hedef tespit etme oranının %30 olacağı bekleniyordu ancak zamanla bu oranın %75’ten fazla olduğu görüldü. Hedefin kaç uçaktan oluştuğunu ve detaylı konumunu tespit etmek gönüllüler yardımıyla mümkün oluyordu. 30 bin gönüllüden oluşan gözlemci askerler, hava hareketlerini bildirmek İngiltere’nin Manş Denizi’ne bakan kıyıları boyunca gözlem noktalarında ellerinde dürbünlerle gece gündüz gözlem yapıyorlardı; gece gündüz diyorum çünkü Naziler gece hava harekâtı yapmanın da yolunu bulmuşlardı.

 

 

Dowding Sistemi’nde verilerin toplandığı merkez ikiye ayrılıyordu: Filtre Odası ve Kontrol Odası. Filtre Odası radarlardan gelen düşman hava tehdidini tespit etmeye çalışıyordu. O dönemki radar teknolojisi çok gelişmiş değildi ve sonuçlara doğal olarak şüpheyle bakılıyordu. Kontrol Odası ise Filtre Odası ve gözlemcilerden gelen verilerin örtüşüp örtüşmediğine karar veriyordu. Alman uçakları Fransa’daki Luftwaffe pistlerinden kalktığında daha Manş Denizi’ne gelmeden İngiltere’nin haberi oluyordu ve doğal olarak İngiltere saldırıya hazırlanacak zamanı buluyordu. Üstelik İngiltere, Nazi uçaklarının geldiğini tespit ettiğinde 2nc Dünya Savaşı’nda geliştirdiği Spitfire uçaklarını muharebeye yollayarak Dowding Sistemi ile tümleşik görev icra ediyordu ki bu ikili, uçaksavarları saymazsak modern anlamda dünyadaki ilk hava savunma sistemi anlamına geliyordu. Sistem sadece tespit için radarlar, önleme için uçaklardan oluşuyordu demek yanlış olur. Çünkü sistemi besleyen başka unsurlar da vardı; gözcüler, uçaksavarlar, gözlem balonları ve ışıldaklar da kullanılmaktaydı. Ancak ayrı ayrı çalışan bu sistemler tek başlarına etkili sayılmazlardı. Luftwaffe uçaklarının gelişinin önceden haber alınması yeterli olmadığı için tüm gözlem imkânları tek bir komuta kontrol merkezine veri gönderecek şekilde telefon hatları ve çeşitli sinyalizasyon altyapısı ile birbirine bağlandı. Böylece Londra’nın batısında Uxbridge’de bulunan yerin 18 metre altındaki hava harekât merkezi ortaya çıktı. Britanya’da bulunan hava üsleri, radarlar, uçaksavarlar bu merkeze bağlıydı. Merkezdeki dev bir haritadan Luftwaffe uçaklarının istikameti sürekli insanlar tarafından güncelleniyordu. İngilizler’in Spitfire ve Hurricane uçakları bu merkezin yönlendirmesiyle tümleşik görev icra ediyorlardı ki günümüzde buna kuvvet çarpanı da denir, bu sayede düşman uçaklarını önceden karşılayıp etkisiz hale getirebiliyorlardı. Ayrıca yine günümüzde müşterek harp imkânlarını birbirine yardımcı olacak şekilde birbirine bağlayan “ağ merkezli harp” kavramı da buna benzer bir mantığın ürünüdür. Sonuçta Dowding Sistemi ve hava harekât merkezi başarısını Britanya Muharebesi ile ispatlamış oldu. Birleşik Krallık kazanmıştı.

 

MUHAREBEYE DAİR NOTLAR;

Hugh Dowding avcı komutanlığının başındaki komutandır, sistem sonradan Dowding hava savunma sistemi şeklinde adlandırılmıştır.

Muharebe sonucunda İngiltere toplamda 1744, Almanya 1977 uçak kaybetti. Kıyaslama için; Türkiye’nin 120 insansız hava aracı, 10 filoda toplam 235 F-16’sı var.

İngiltere bu muharebede saldıran değil savunmada kalan konumunda olduğu için düşürülen Luftwaffe uçaklarından sağ kalan Alman pilotlarını yakalayıp istihbarat toplama imkânı da buluyordu.

Britanya envanteri Supermarine Spitfire ve Hurricane ile doluydu. Özellikle Spitfire’ın avcı kabiliyetleri yüksekti ve Luftwaffe’nin gözbebeği Messerschmitt 109 kadar olmasa da onla mücadele edebilecek özelliklere sahipti. Luftwaffe’nin envanterinde Messerschmitt 110 ve Stuka (Junkers Ju 87) hafif bombardıman uçağı, Dornier Do-17 uçağı, Heinkel He 111 gibi çeşitli uçaklar da bulunuyordu.

İngiltere uçak üretim hızı bakımından Almanya’nın önüne geçmişti. Muharebenin seyri İngiliz uçaklarının sayısının Almanya uçaklarını geçmesiyle İngilizler’in lehine döndü.

Almanya’nın İngiltere’ye harekât planı üzerinde yeterli çalışmadığı, envanterindeki gelişmiş uçaklara güvenerek gelişigüzel saldırılar yaptığı ve başarılı olamadığı çıkarımları yapılabilir.

Luftwaffe uçakları Kartal Günü Saldırısı’na giderken hava şartlarının operasyona elverişli olmadığı kararı verilip uçaklar geri çağrıldığında iletişim sorunları nedeniyle bazı uçaklar iptal haberini alıp geri dönmüş, bazıları ise hiç haber alamayıp taarruza devam etmiş ve İngiliz uçaklarına kolay yem olmuşlardır.

Almanlar birçok taktiksel deneme yapmış ancak ne başarılı oldukları taktikleri anlamışlar ne de başarısız olduklarını. Savaşı mantıklı ve makul bir çerçevede analiz edip aksiyon alamadılar.

Almanlar’ın savaş kriptosu olan ENİGMA’nın İngilizler tarafından kırıldığından haberleri büyük ihtimalle yoktu ve ENİGMA’nın kırılması, Almanlar’ın askeri konuşmalarının dinlenmesi bu muhaberebeye ne kadar etki etti bu konuda bir şey söylemek zor.

İngilizlerin Spitfire uçaklarını dönemin en mükemmel uçağı göstermeleri de savaşın zafer diye kutlanması kadar saçma ve algı oluşturmaktan öte bir şey değil. İngilizler savaşçı bir millet olmadıklarını çoğu savaşta olduğu gibi bu savaşta da göstermiştir.

 

 

 

Yararlanılan kaynaklar:

  1. https://en.wikipedia.org/wiki/Battle_of_Britain#The_Dowding_system
  2. “2nc Dünya Savaşı’nın En Önemli Olayları: Britanya Muharebesi”
  3. https://www.iwm.org.uk/history/what-was-the-dowding-system